Tahran Zirvesi’nin Bölgesel Güvenliğe Etkisi; İran ile Mekke Paktı Arasında Sınırlı Bir Mutabakat Testi

Tahran’daki dörtlü zirve, yeni bir ittifakın oluşumunun işareti olarak değil, daha ziyade bölgesel güvenliğe dair iki farklı tanım arasında ortak bir kesişim noktası bulma çabası olarak değerlendirilmelidir. Riyad için acil mesele, Yemen’den gelen saldırıların durdurulması ve savaşın Suudi topraklarına daha fazla yayılmasının önlenmesidir. Buna karşılık Tahran, İsrail saldırıları ile Filistin ve Lübnan’daki gelişmeleri gündeme taşıyarak müzakerelerin yalnızca Riyad’ın endişelerine tek taraflı olarak odaklanmasını engellemeye çalışmaktadır.
Gerilimin Azaltılmasına Dair İki Farklı Yaklaşım
Suudi Arabistan, heyetinin Tahran ziyaretinin amacını, askeri tırmanmanın yeniden başlamasını önlemek için müzakere kanallarının açılması olarak açıklamıştır. Öte yandan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, İsrail politikalarını, Filistin ve Lübnan’daki gelişmeleri ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik askeri eylemlerinin sonuçlarını görüşmenin ana başlıkları arasında saymıştı. Bu vurgu farkı, daha temel bir anlaşmazlığa işaret etmektedir: Riyad’ın perspektifinden Suudi Arabistan’ın güvenliği, Tahran’ın Washington ve Tel Aviv ile yüzleşmesinin sonucuna bağlı kalmamalı ve Suudi topraklarına yönelik saldırıların durdurulması bağımsız bir taahhüdün konusu olmalıdır. Buna karşılık Tahran’ın tutumundan çıkarılabilecek mantık, gerilimin azaltılmasının yalnızca Suudi Arabistan’a yönelik tehditlerin dizginlenmesiyle sınırlı kalamayacağı, İran’ın güvenlik endişeleri ve Lübnan’daki gelişmeler anlaşma dışında kalırken bunun kabul edilemeyeceği yönündedir.
Müzakerelerin düğüm noktası da tam burasıdır: Dosyaların ayrılması acil bir anlaşmaya varılmasını kolaylaştırabilir, ancak Tahran’ın pazarlık gücünü azaltır; tüm dosyaların birbirine bağlanması ise İran için daha fazla taviz yaratabilir, fakat çıkmaz riskini artırır.
Yemen; Sorumluluk Yükleyen Bir Kaldıraç
Tahran görüşmeleri, Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının sürdüğü ve Mekke Paktı üyelerinin daha önce bu ülkede hızlı asker ve askeri kapasite konuşlandırılması konusunda anlaştığı bir ortamda gerçekleşti. Dolayısıyla diplomatik yol, Riyad’a yönelik savunma desteğinden ayrı değildir; müzakere ve caydırıcılık eşzamanlı olarak ilerlemektedir. Tahran için bu durum hem fırsat hem de kısıtlamadır. Üç ülkenin üst düzey yetkililerinin İran’da bulunması, onların hesaplarında Tahran ile diyaloğun krizin çözüm yolunun bir parçası olduğunu göstermektedir. Ancak bu konum, yerine getirilmesi kolay olmayan bir beklenti de yaratabilir: İran’ın Husiler üzerindeki etkisinin somut saldırı azalmasına dönüşmesi beklentisi.
Burada etki ile kontrol arasında ayrım yapmak gerekir. Husilerin İran ile uyumlu bir güç olarak tanımlanması, tek başına Tahran’ın bu grubun tüm operasyonel kararları üzerinde kontrol sahibi olduğunu kanıtlamaz. Bu farkı göz ardı eden bir anlaşma, başlangıçtan itibaren tam olarak uygulanması belirsiz taahhütlere dayanabilir. Bu nedenle Yemen, yalnızca İran’ın elindeki bir baskı kozu değil, aynı zamanda Tahran diplomasisinin güvenilirliği için bir sınavdır.
İsrail; Siyasi Dayanışmadan Askeri Taahhüde Kadar Olan Mesafe
İsrail dosyasının müzakerelere dahil edilmesi, Tahran için tutum açıklamaktan daha fazla işlev taşımaktadır. Bu adım, zirvenin İran’dan Yemen konusunda taviz talep edilen bir toplantıya dönüşmesini engelleyebilir ve gerilimin azaltılmasının karşılıklılık ilkesini görüşmeye dahil edebilir. Ancak İran ile siyasi dayanışma ile İsrail’e karşı askeri taahhüt kabulü arasında büyük bir mesafe vardır. Saldırıların kınanması, ateşkese destek, bölge ülkelerinin egemenliğinin savunulması ve savaşın yayılmasının önlenmesi çabaları, ortak askeri caydırıcılığa girmekle aynı düzeyde taahhütler değildir. Zirvenin açıklanan sonucunda da böyle bir askeri taahhüdün kabulüne dair bir işaret görülmemektedir; yayımlanan bildiri, dört ülkenin barış ve bölgesel güvenlik de dahil olmak üzere işbirliğinin güçlendirilmesi amacıyla görüşmelere devam etme konusunda anlaştığını belirtmektedir.
Lübnan ve Suriye; İlkelerde Ortaklık, Örneklerde Anlaşmazlık
Lübnan dosyasında, saldırıların durdurulması, sivillerin korunması ve ülkenin egemenliğine saygı konusunda anlaşma olasılığı, Hizbullah’ın konumu konusundaki anlaşmadan ayrı tutulmalıdır. İsrail’in askeri eylemine muhalefet, zorunlu olarak İran’ın tüm bölgesel politika ve ilişkilerinin kabulü anlamına gelmez. Suriye konusunda da aynı ayrım önemlidir: Bir ülkenin toprak bütünlüğünün savunulması, kendi başına dış aktörlerin rolü veya güvenlik yapısının geleceği konusundaki anlaşmazlığı çözmez. Elbette atıfta bulunulan raporlarda Suriye’ye dair belirli bir talep veya bu dosyada ortak eylem konusunda anlaşma doğrulanmamıştır. Bu koşullarda uzlaşma kapasitesi, karşılıklı olarak tüm müttefiklerin ve bölgesel hedeflerin kabulünden ziyade, egemenlik ve savaşın önlenmesine dair ortak dilde yatmaktadır.
Türkiye ve Pakistan; Güvenlik Garantisi ile Arabuluculuk Arasında
Heyetlerin bileşimi de anlamlıydı: Suudi Arabistan Savunma Bakanı, Pakistan’ın üst düzey askeri komutanı ve Türkiye’nin istihbarat başkanı Tahran’a geldi. Bu bileşim, müzakerelerin siyasi mesajın yanı sıra pratik güvenlik kaygılarıyla da bağlantılı olduğunu göstermektedir. Ankara ve İslamabad ikili bir konumda bulunmaktadır: Bir yandan varlıkları Suudi Arabistan’a destek anlamına gelirken, diğer yandan İran’ın endişelerini görüşmeye taşıyacak bir kanala dönüşebilirler. İkinci rolün başarısı, Tahran’ın onları yalnızca Riyad’ın taleplerinin ileticisi olarak görmemesine bağlıdır. Reuters’in haberine göre, üst düzey bir Pakistan güvenlik yetkilisi müzakerelerin bölgesel bir saldırmazlık ağı oluşturulmasına odaklandığını söylemiş, bir başka Pakistanlı yetkili ise anlaşmazlığın çözümüne yönelik bir öneri sunulduğunu ve Mekke Paktı üyeleri ile Katar’ın garantör olarak rol oynayabileceğini bildirmiştir.
Asıl Sınav Sahada
Tahran zirvesinin önündeki en gerçekçi yol, sınırlı, karşılıklı ve ölçülebilir adımlar üzerinde anlaşmaktır: Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların azaltılmasına katkı, yanı sıra savaşın yayılmasını önlemeye ve İran’ın güvenlik endişelerini ele almaya yönelik somut diplomatik çaba. Böyle bir yol, tüm anlaşmazlıkların eşzamanlı çözümünü gerektirmez; hiçbir tarafın kendisine yönelik tehdidin azaltılmasını, diğerinin endişelerine karşı sorumluluk kabul etmeden talep etmemesini gerektirir. Asıl risk ise görüşmelerin devamının gerilimin dizginlenmesinin yerini almasıdır. Zirve sonrasında yeni füze ve İHA’ların tespit edildiğine dair raporlar, müzakereye hazır olma beyanı ile sahadaki durumun değişmesi arasındaki mesafenin hâlâ korunduğunu göstermektedir. Tahran zirvesinin değeri de bu mesafeyle ölçülmelidir: Dört ülke görüşmeleri uygulanabilir bir taahhüde dönüştürebilecek mi, yoksa müzakereler askeri gelişmelerin baskısı altında mı kalacak? Cevap, bildirilerin tonunda değil, tarafların sonraki davranışlarında netleşecektir.